ON BİR OTUZ SEKİZ yahut ANLATILACAK BİR HİKÂYE

ÖYKÜ 1


Merhabalar,
Arada hikaye yazıyorum. Daha çok kafamda senaryomu kuruyorum. Karakterlerimin ruh hallerine bürünüyorum falan. Geçen iki yıla kadar kendi kendime yazıp takılıyordum ama çağdaş yazarlardan birinin övgüsüne mazhar oldum. Bana dedi ki "Yazmazsan öbür tarafta bunun hesabını sorarlar. Zekisin ama tembelsin." Haklı. Ben de onun beğendiği bir öykümü bir dergiye göndereyim dedim. Onun da yazdığı bir dergiydi. Her neyse, kabul edilmedi. Ben de nasıl gereksiz gururlu biriyim. Sen(dergi) kaybettin, deyip bir daha göndermemeye karar verdim. 😅 Madem yayınlanmayacak ben de buraya yazayım bari dedim.  
Öyküyü yazıp okuyucuya bırakın, açıklama yapmak zorunda olduğunuzu düşünüyorsanız o hikâye eksiktir, gibi bir şeyler demişti o yazar (ismini vermemeyi tercih ettim). Fakat ileride okuyunca "Aa, evet şöyle bir şey olmuştu, ben de ondan yazmıştım." şeklinde hatırlayayım diye hikâyenin tarihinin ve saatinin gerçekten yaşanmış an olduğunu ve derse yetişmeye çalışan kız öğrencinin de kendim olduğunu söylemem gerektiğini düşünüyorum. Geri kalanı ise kurgu. Okuyucu için bilinmese de olur bir bilgi ama bana lazımdı. 
Teşekkürler.
Kapakta fotoğraf görünsün diye öykülerde kullanacağım fotoğrafı da ekleyeyim bari:


ON BİR OTUZ SEKİZ yahut ANLATILACAK BİR HİKÂYE

Sultan Miray

 

1. Çocuk

1,2,3,4. Kaç tane sayı var?

Dört.

Hayır.

Bir. Çünkü bütün sayılar 1'lerin yan yana gelişiyle oluşur. Birin yanına bir eklenir, iki olur; bir daha eklenir, üç olur; ve bir daha, dört; ve bir daha...

O hâlde bu çocuk bir değildir. Yahut olmuşluğunu bulamamıştır. Niçin mi? Bekleyelim.

Çocuk, on beşindedir. Belirtmeye gerek yok. Yetmişinde de olabilirdi. Olmazdı. Çünkü çocuktur, ihtiyar değildir. Ondan bahsetmiyoruz. Yirmisinde de olabilirdi yahut otuz beşinde de. Olmazdı. Niçin mi? On beşindedir de ondan.

Her neyse.

Başı önündedir ve doğruca trene inen merdivenlere doğru gitmektedir. Önüne turnike çıkmaktadır ve Çocuk, kartını basmaktadır. Alınan: 7,23. Kalan: 7,77. Hayır. Alınan 15 yıl 3 ay 7 gün 21 saat 3 dakika 28 saniye. Kalan...

Yürüyen merdivenlere doğru ilerlerken merdivenlerin yürümediğini görmüştür. Olduğu yerde durup var oluş sebebi yürümek olan merdivenlerin yürümeyişine bakmıştır. Var oluş sebebi... Eşyanın var oluş sebebini bulmak kolaydır peki ya insanın? Zordur, zordur muhakkak. Fakat... Öyle bir şey ya yoksa?

Yürümeyen merdivenlere ilerleyip her basamağı tek tek inmiştir. Sağ peron ve sol peron. Yani 1. peron ve 2. peron. Sağdaki trenin başıdır. Soldaki trenin sonu. Sol tarafa dönmüştür.

Sarı çizgiyi geçmek tehlikeli ve yasaktır.

Durur. Sarı çizginin önünde. Başını kaldırıp bakar saate, mavi ekranında istasyonun. On bir otuz iki. Pendik. Altı dakika.

"Bi' on üç dakikaya Üsküdar'da olurum." diyen adama bakar. Yok, öğrenci. Elinde öğrenci kartı var. İstanbul Üniversitesi. Sarı çünkü.

2. Tez Yazan Erkek Öğrenci

" Bir dahakine Japonya'ya sensiz gitmeyeceğim." der öğrenci. Gülmektedir. İnsan sevdiğine nasıl gülerse öyle gülmektedir.

İstanbul Üniversitesi, Sosyoloji anabilim dalı doktora öğrencisidir. Tez konusu "İntihar"dır: Japonya'da İntihar Önleme Programının Gelişimi ve Sonuçları. Tezi için ikinci defa Japonya'ya gidecektir.

Nişanlısının telefondaki konuşmasını dinlerken gözlerinin önüne gelen saçlarını sağ eliyle geriye atar. O sırada ona bakan çocukla göz göze gelir. Çocuk, bakışlarını devirip raylara bakar. Ama o bakışını sürdürür. "İyi misin?" diye sormak ister çocuğa çünkü çocuğun gözlerinde var olması gereken bir şeyin yokluğunu hisseder. Ancak telefondaki ses onu kendisine döndürür.

"Şu an saat 11:37. Sekiz dakikan var."

Güler yeniden sevdiğine.

"Geliyor, geliyorum."

Önce trenin sesi gelir. Sonra rüzgârı, sonra ışığı ve en son kendisi.

"Çizgiyi geçme, geri dur." der telefondaki ses. Bir adım geri çekilir.

"Olur tabii, emir büyük..."

Sözü kesilir. Sol koluna bir darbe alır, telefonu elinden yere düşer.

Sonra önünden bir karartı...

"Dur!" der korkuyla. Telefonunu yakalamak için eğilir.

Gelir geçer.

Elini telefonuna attığında, fark eder ne olduğunu. Karartının. Telefonunun ekranına bakakalır birkaç saniye, öylece. Telefonun çatlayan ekranında görünen saat 11:38'dir. O bunu fark etmez ama.

Fark ettiğini algıladıktan sonra doğrulup gittikçe yavaşlayan trene bakar. Yutkunur.

Tren durur, kapı açılmaz.

Bakışlarının karşısına bir bakış denk gelir. Meraklı bir bakış. Bu bakışlara karşılık kendinde olan sarsılmış bakışlar...

3. Adam ya da Vatman

Adam, otuz iki yaşındadır. Yaşının bir önemi yoktur ama artık söylenmiştir.

Bir hafta önce ikinci kez baba olmuştur. Bu sefer kız. Babalık, kız çocuğunu kucağına alınca asıl anlamını kavrar, denmiştir. Öyle olmuştur onun için de. Eskiden oyuncak arabalara giden elleri şimdi pembe tokalara, oyuncak bebeklere gidince fark etmiştir bunu.

Yanında oyuncak bebekler vardır. Kızı doğduktan sonra aldığı ilk hediyelerdir bunlar, onun için. Vatman -alışamamış olmalı bu kelimeye makinist demektedir kendisine- vagonunda onunla beraber taşımaktadır yolcuları oyuncaklar. Mesaileri, yirmi beş durak gidecek bu tren son istasyona varınca bitecek ve sahibi olan minik bebeğe kavuşacaklardır. Şimdilik beşinci istasyondan altıncı istasyona doğru gitmektedirler.

Adam, başını kaldırıp saate bakar. 11:37. Bir dakika sonra kızı tam bir haftalık olacaktır. 26 Mart 2024, 11.38. Gülümser. Kızını kucağına aldığı ilk andaki gibi.

Karanlık tünelin sonunda istasyon ışıkları görününce trenin düdüğünü çalar. Geldiğinin haberini vermek üzere. Sonra treni yavaşlatmak için hareket eder. Karanlığın içinden çıkıp da ışığı gördüğünde gözleri hafif kısılır. Ama ayırmaz gözlerini demir raylardan.

O ayırmaz ama bir gölge, tüm dikkatini çekip alır raylardan. Bir ses... Çarpışma... Hafif hafif bastırdığı freni sertçe bastırır. Ama kendi içinde birden ortaya çıkan bu titreyişi bastıramaz.

Tren durunca büyümüş gözleriyle önüne bakar. Birkaç saniye... Hemen toparlar kendisini, telsize uzanıp durumu üstlerine bildirir. Cevap...

Kalkar, vagonunun demir kapısını açarak yolcu vagonuna girer. Yolcuların endişeli bakışları ve soruları arasında hemen yanındaki kapıyı -trenin ilk kapısını- açar ve hiçbir şey söylemeden vagonuna geri girer. Koltuğuna oturup eline hoparlör mikrofonunu alır. Açmadan önce öksürür, sesini dener. Titremekte...

4. Derse Yetişmeye Çalışan Kız Öğrenci

Saat 11.37

Ders tam saatte başlayacaktır. Kız, saatine bakıp vakti takip etmektedir. Yok, hayır. Vakit gün ışığına göre hesaplanır; kız zamanı takip etmektedir. Eğer çıktığı gibi otobüse binebilirse -ki saatte bir geçen otobüsün onu beklemediğini kendisi de bilmektedir- ya da minibüse binebilirse ucu ucuna yetişecektir. Geç kaldığı için özür dileyecek ve her zaman boş olan en ön sıraya geçip oturacaktır.

Yol arkadaşı... Ders için bir yol arkadaşı bulması gerekmektedir. Bir öykücü olmalıdır. Yabancı değil bir Türk öykücü olmalıdır. Bir öykücünün bir öyküsü olmalıdır. Bir öykünün tek bir cümlesi olmalıdır. Sonra o tek cümle, ona yoldaşlık edip yeni bir öykünün kapısını açmalıdır.

Mesela "Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey; burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor." ya da "Yazmasam, deli olacaktım." gibi.

Ya da bir şair... Bir şiir. O şair değildir, yazardır ama karakteri şairdir. Hatta bir şiirinde Şeyh Galip'in mısrasını kullanmıştır:

Yeryüzü ve gökyüzü demiştim

Yeryüzündekiler ve gökyüzündekiler

Şahit olun aşkıma

Ben bu kadını çok sevdim

 

Mısralar mısralara benzermiş

İnsan benzer ya insana

Oysa tek bana söyletir sanmıştım

Aşkın karşısında bu sözleri,

Tanrı

Gördüm sonra benim değilmiş mısralar

Benim sözlerim anlatır da seni

Şairlerin mısralarında

Anlatılan da yine sensin

"Şahit olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni."

 

İşte böyle, bir metinlerarasılık…

Seçecektir bir yol arkadaşı, sonuçta kütüphanede çalışmaktadır. Elini bir kitaba atması yeterlidir.

"Bu istasyon..."

Derken bir ses... Bir erkek çığlığı duymuştur birden. Tren istasyona vardığı için yavaşlamıştır. En azından o öyle düşünmektedir. Tren durup da tam karşısında sarsılmış bir çift göze denk gelene kadar...

Bakışlarının karşısına denk gelmiş bu bakışlar. Sarsılmış bakışlar. Bu bakışlara karşılık kendinde olan meraklı bakışlar...

Çevirir, bakar diğer insanlara. Pek farkları yoktur onun bakışından. Kimileri ellerini yüzlerine götürüp kapatmıştır yüzlerini, kimileri açılmış ağızlarını...

Devirir, trenin zeminine bakar, ayaklarının ucuna. Evet bir cümle... "Ebediyen aynı trendeyiz, ta ki Tanrı sırf kendi bildiği bir sebepten ötürü treni durduruncaya kadar."

Hayır, başka bir cümle, hoparlörden:

"Trenimizde teknik bir arıza oluşmuştur..."

Bir an duruş... Toparlanmaya çalışan sesin toparlanamayışı ve asıl sebebin duyuruluşu. Sonra:

"Trenin ilk kapısı açıktır. Lütfen, öne doğru ilerleyin."

 

1, 2, 3, 4.

Kaç tane sayı var?

Dört.

Hayır.

Bir. Çünkü bütün sayılar 1'lerin yan yana gelişiyle oluşur. Birin yanına bir eklenir, iki olur; bir daha eklenir, üç olur; ve bir daha, ve bir daha...

Evet, hocasından bunu öğrenmiştir.

Peki

Ya 0?

1'in Yokluğu.

 

0. Çocuk

On bir otuz sekiz.

Alınan 15 yıl 3 ay 7 gün 21 saat 11 dakika 8 saniye.

Kalan: 0

Artık anlatılacak bir hikâyesi kalmadı.


Yorumlar

  1. Selam. Baştaki açıklaman çok samimi olmuş. :) Öykü yazmak çok güzel, bazen aradığımızı bulamasak da pes etmeyeceğiz tabii.
    Anlatımın gayet akıcı, gereksiz detaylardan arınmış ve kendi halinde akan bir öykü. Anlatım tarzını çok sevdim, birbirine teğet geçen farklı insanlar ya da hayatları düşündürdü bana. Kalemine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederimm. Aradığımızı bulamaya da biliriz ama önemli olan bulma yolunda olmak. O yüzden yazmaya devam, biz seviyoruz ahah. 🌻 Aleyküm selam. :)

      Sil
    2. Epey etkileyici bir hikaye. Kalemine sağlık. Ama bence başka dergileri de denemelisin! Ben de red yedim, daha iyi bir dergiye göndercem 😂

      Sil
    3. Yayımlamak hevesinde değildim ya kendi kendime takılıyorum.

      Sil
  2. anlatımın çok iyi. olay ve kurguyu sunuş şeklin yani. kaos ve rastlantı işte hayatımız. gerilim ve gizem de var öyküde. anlatıcı dili iyi oturmuş. o bir çocuk değildir, gibi yani. :) resim de rene magritte tarzı. bu öykü gayet hoş bir fransız filmi bölümü olabilir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa, çok teşekkür ederimm. Evet, resim de Magritte'ten sayılır. Edward James'in Portresi'ni yapay zekaya verip adamı kadın yap, demiştim. 🙂‍↕️

      Sil

Yorum Gönder