ÖYKÜ 1
ON BİR OTUZ SEKİZ yahut ANLATILACAK BİR HİKÂYE
Sultan Miray
1.
Çocuk
1,2,3,4.
Kaç tane sayı var?
Dört.
Hayır.
Bir.
Çünkü bütün sayılar 1'lerin yan yana gelişiyle oluşur. Birin yanına bir
eklenir, iki olur; bir daha eklenir, üç olur; ve bir daha, dört; ve bir daha...
O
hâlde bu çocuk bir değildir. Yahut olmuşluğunu bulamamıştır. Niçin mi?
Bekleyelim.
Çocuk,
on beşindedir. Belirtmeye gerek yok. Yetmişinde de olabilirdi. Olmazdı. Çünkü
çocuktur, ihtiyar değildir. Ondan bahsetmiyoruz. Yirmisinde de olabilirdi yahut
otuz beşinde de. Olmazdı. Niçin mi? On beşindedir de ondan.
Her
neyse.
Başı
önündedir ve doğruca trene inen merdivenlere doğru gitmektedir. Önüne turnike
çıkmaktadır ve Çocuk, kartını basmaktadır. Alınan: 7,23. Kalan: 7,77. Hayır.
Alınan 15 yıl 3 ay 7 gün 21 saat 3 dakika 28 saniye. Kalan...
Yürüyen
merdivenlere doğru ilerlerken merdivenlerin yürümediğini görmüştür. Olduğu
yerde durup var oluş sebebi yürümek olan merdivenlerin yürümeyişine bakmıştır.
Var oluş sebebi... Eşyanın var oluş sebebini bulmak kolaydır peki ya insanın?
Zordur, zordur muhakkak. Fakat... Öyle bir şey ya yoksa?
Yürümeyen
merdivenlere ilerleyip her basamağı tek tek inmiştir. Sağ peron ve sol peron.
Yani 1. peron ve 2. peron. Sağdaki trenin başıdır. Soldaki trenin sonu. Sol
tarafa dönmüştür.
Sarı
çizgiyi geçmek tehlikeli ve yasaktır.
Durur.
Sarı çizginin önünde. Başını kaldırıp bakar saate, mavi ekranında istasyonun.
On bir otuz iki. Pendik. Altı dakika.
"Bi'
on üç dakikaya Üsküdar'da olurum." diyen adama bakar. Yok, öğrenci. Elinde
öğrenci kartı var. İstanbul Üniversitesi. Sarı çünkü.
2. Tez
Yazan Erkek Öğrenci
"
Bir dahakine Japonya'ya sensiz gitmeyeceğim." der öğrenci. Gülmektedir.
İnsan sevdiğine nasıl gülerse öyle gülmektedir.
İstanbul
Üniversitesi, Sosyoloji anabilim dalı doktora öğrencisidir. Tez konusu
"İntihar"dır: Japonya'da İntihar Önleme Programının Gelişimi ve
Sonuçları. Tezi için ikinci defa Japonya'ya gidecektir.
Nişanlısının
telefondaki konuşmasını dinlerken gözlerinin önüne gelen saçlarını sağ eliyle
geriye atar. O sırada ona bakan çocukla göz göze gelir. Çocuk, bakışlarını
devirip raylara bakar. Ama o bakışını sürdürür. "İyi misin?" diye
sormak ister çocuğa çünkü çocuğun gözlerinde var olması gereken bir şeyin
yokluğunu hisseder. Ancak telefondaki ses onu kendisine döndürür.
"Şu
an saat 11:37. Sekiz dakikan var."
Güler
yeniden sevdiğine.
"Geliyor,
geliyorum."
Önce
trenin sesi gelir. Sonra rüzgârı, sonra ışığı ve en son kendisi.
"Çizgiyi
geçme, geri dur." der telefondaki ses. Bir adım geri çekilir.
"Olur
tabii, emir büyük..."
Sözü
kesilir. Sol koluna bir darbe alır, telefonu elinden yere düşer.
Sonra
önünden bir karartı...
"Dur!"
der korkuyla. Telefonunu yakalamak için eğilir.
Gelir
geçer.
Elini
telefonuna attığında, fark eder ne olduğunu. Karartının. Telefonunun ekranına
bakakalır birkaç saniye, öylece. Telefonun çatlayan ekranında görünen saat
11:38'dir. O bunu fark etmez ama.
Fark
ettiğini algıladıktan sonra doğrulup gittikçe yavaşlayan trene bakar. Yutkunur.
Tren
durur, kapı açılmaz.
Bakışlarının karşısına bir bakış denk gelir. Meraklı bir bakış. Bu bakışlara karşılık kendinde olan sarsılmış bakışlar...
3.
Adam ya da Vatman
Adam,
otuz iki yaşındadır. Yaşının bir önemi yoktur ama artık söylenmiştir.
Bir
hafta önce ikinci kez baba olmuştur. Bu sefer kız. Babalık, kız çocuğunu
kucağına alınca asıl anlamını kavrar, denmiştir. Öyle olmuştur onun için de.
Eskiden oyuncak arabalara giden elleri şimdi pembe tokalara, oyuncak bebeklere
gidince fark etmiştir bunu.
Yanında
oyuncak bebekler vardır. Kızı doğduktan sonra aldığı ilk hediyelerdir bunlar,
onun için. Vatman -alışamamış olmalı bu kelimeye makinist demektedir kendisine-
vagonunda onunla beraber taşımaktadır yolcuları oyuncaklar. Mesaileri, yirmi
beş durak gidecek bu tren son istasyona varınca bitecek ve sahibi olan minik
bebeğe kavuşacaklardır. Şimdilik beşinci istasyondan altıncı istasyona doğru
gitmektedirler.
Adam,
başını kaldırıp saate bakar. 11:37. Bir dakika sonra kızı tam bir haftalık
olacaktır. 26 Mart 2024, 11.38. Gülümser. Kızını kucağına aldığı ilk andaki
gibi.
Karanlık
tünelin sonunda istasyon ışıkları görününce trenin düdüğünü çalar. Geldiğinin
haberini vermek üzere. Sonra treni yavaşlatmak için hareket eder. Karanlığın
içinden çıkıp da ışığı gördüğünde gözleri hafif kısılır. Ama ayırmaz gözlerini
demir raylardan.
O
ayırmaz ama bir gölge, tüm dikkatini çekip alır raylardan. Bir ses...
Çarpışma... Hafif hafif bastırdığı freni sertçe bastırır. Ama kendi içinde
birden ortaya çıkan bu titreyişi bastıramaz.
Tren
durunca büyümüş gözleriyle önüne bakar. Birkaç saniye... Hemen toparlar
kendisini, telsize uzanıp durumu üstlerine bildirir. Cevap...
Kalkar, vagonunun demir kapısını açarak yolcu vagonuna girer. Yolcuların endişeli bakışları ve soruları arasında hemen yanındaki kapıyı -trenin ilk kapısını- açar ve hiçbir şey söylemeden vagonuna geri girer. Koltuğuna oturup eline hoparlör mikrofonunu alır. Açmadan önce öksürür, sesini dener. Titremekte...
4.
Derse Yetişmeye Çalışan Kız Öğrenci
Saat
11.37
Ders
tam saatte başlayacaktır. Kız, saatine bakıp vakti takip etmektedir. Yok,
hayır. Vakit gün ışığına göre hesaplanır; kız zamanı takip etmektedir. Eğer
çıktığı gibi otobüse binebilirse -ki saatte bir geçen otobüsün onu
beklemediğini kendisi de bilmektedir- ya da minibüse binebilirse ucu ucuna
yetişecektir. Geç kaldığı için özür dileyecek ve her zaman boş olan en ön
sıraya geçip oturacaktır.
Yol
arkadaşı... Ders için bir yol arkadaşı bulması gerekmektedir. Bir öykücü
olmalıdır. Yabancı değil bir Türk öykücü olmalıdır. Bir öykücünün bir öyküsü
olmalıdır. Bir öykünün tek bir cümlesi olmalıdır. Sonra o tek cümle, ona
yoldaşlık edip yeni bir öykünün kapısını açmalıdır.
Mesela
"Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey; burada her şey bir insanı
sevmekle bitiyor." ya da "Yazmasam, deli olacaktım." gibi.
Ya da
bir şair... Bir şiir. O şair değildir, yazardır ama karakteri şairdir. Hatta
bir şiirinde Şeyh Galip'in mısrasını kullanmıştır:
Yeryüzü
ve gökyüzü demiştim
Yeryüzündekiler
ve gökyüzündekiler
Şahit
olun aşkıma
Ben bu
kadını çok sevdim
Mısralar
mısralara benzermiş
İnsan
benzer ya insana
Oysa
tek bana söyletir sanmıştım
Aşkın
karşısında bu sözleri,
Tanrı
Gördüm
sonra benim değilmiş mısralar
Benim
sözlerim anlatır da seni
Şairlerin
mısralarında
Anlatılan
da yine sensin
"Şahit
olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni."
İşte
böyle, bir metinlerarasılık…
Seçecektir
bir yol arkadaşı, sonuçta kütüphanede çalışmaktadır. Elini bir kitaba atması
yeterlidir.
"Bu
istasyon..."
Derken
bir ses... Bir erkek çığlığı duymuştur birden. Tren istasyona vardığı için
yavaşlamıştır. En azından o öyle düşünmektedir. Tren durup da tam karşısında
sarsılmış bir çift göze denk gelene kadar...
Bakışlarının
karşısına denk gelmiş bu bakışlar. Sarsılmış bakışlar. Bu bakışlara karşılık
kendinde olan meraklı bakışlar...
Çevirir,
bakar diğer insanlara. Pek farkları yoktur onun bakışından. Kimileri ellerini
yüzlerine götürüp kapatmıştır yüzlerini, kimileri açılmış ağızlarını...
Devirir,
trenin zeminine bakar, ayaklarının ucuna. Evet bir cümle... "Ebediyen aynı
trendeyiz, ta ki Tanrı sırf kendi bildiği bir sebepten ötürü treni durduruncaya
kadar."
Hayır,
başka bir cümle, hoparlörden:
"Trenimizde
teknik bir arıza oluşmuştur..."
Bir an
duruş... Toparlanmaya çalışan sesin toparlanamayışı ve asıl sebebin duyuruluşu.
Sonra:
"Trenin
ilk kapısı açıktır. Lütfen, öne doğru ilerleyin."
1, 2,
3, 4.
Kaç
tane sayı var?
Dört.
Hayır.
Bir.
Çünkü bütün sayılar 1'lerin yan yana gelişiyle oluşur. Birin yanına bir
eklenir, iki olur; bir daha eklenir, üç olur; ve bir daha, ve bir daha...
Evet,
hocasından bunu öğrenmiştir.
Peki
Ya 0?
1'in
Yokluğu.
0.
Çocuk
On bir
otuz sekiz.
Alınan
15 yıl 3 ay 7 gün 21 saat 11 dakika 8 saniye.
Kalan:
0
Artık
anlatılacak bir hikâyesi kalmadı.

Selam. Baştaki açıklaman çok samimi olmuş. :) Öykü yazmak çok güzel, bazen aradığımızı bulamasak da pes etmeyeceğiz tabii.
YanıtlaSilAnlatımın gayet akıcı, gereksiz detaylardan arınmış ve kendi halinde akan bir öykü. Anlatım tarzını çok sevdim, birbirine teğet geçen farklı insanlar ya da hayatları düşündürdü bana. Kalemine sağlık. :)
Çok teşekkür ederimm. Aradığımızı bulamaya da biliriz ama önemli olan bulma yolunda olmak. O yüzden yazmaya devam, biz seviyoruz ahah. 🌻 Aleyküm selam. :)
SilEpey etkileyici bir hikaye. Kalemine sağlık. Ama bence başka dergileri de denemelisin! Ben de red yedim, daha iyi bir dergiye göndercem 😂
SilYayımlamak hevesinde değildim ya kendi kendime takılıyorum.
Silanlatımın çok iyi. olay ve kurguyu sunuş şeklin yani. kaos ve rastlantı işte hayatımız. gerilim ve gizem de var öyküde. anlatıcı dili iyi oturmuş. o bir çocuk değildir, gibi yani. :) resim de rene magritte tarzı. bu öykü gayet hoş bir fransız filmi bölümü olabilir :)
YanıtlaSilYaa, çok teşekkür ederimm. Evet, resim de Magritte'ten sayılır. Edward James'in Portresi'ni yapay zekaya verip adamı kadın yap, demiştim. 🙂↕️
Sil