BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİ

 BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİ

Luigi Pirandello

Önceki yazımda okuduğumu söylemiştim. Bugün bitirdim. Zaten yaklaşık 250 sayfa olduğu için tek günde bitebilecek bir romandı ama romanı yarılamışken gelen ilham amcayı geri göndermeyip yazmayı düşündüğüm hikâyelerden birini yazdığım için bugüne de yayılmış oldu. 

Bayram günü mecburen dışarı çıkmam gerektiğinden durakta yaklaşık bir buçuk saatlik bekleyişim sırasında -ki İstanbul'da olanlar bilir ki bayramda asla dışarı çıkılmaz bu sebepten- bitirdim romanı.

Roman, kısaca bir adamın kendisi hakkındaki bir şeyi başka birinden duyarak kendisini fark etmesinden dolayı kendisini kaybetmesinin romanı. Kendisini fark eden biri nasıl kendisini kaybeder, diye sorabilirsiniz -ki haklısınız- ama romanı okudukça "Sen çok fark etmeseydin keşke." diyebiliyorsunuz.  

Roman hakkındaki yorumlarıma gelelim. Önceki yazıda da belirttiğim üzere roman, bana Yeraltından Notlar hissi verdi. YN'de zekanın varlığı bende hayranlık uyandırmıştı çünkü. Bu romanda da zekanın varlığı kendisini hissettiriyor ama daha çok felsefî bir uzamda. Bir filozofun önermelerini okumak gibi. O yüzden bazen okurken durup "Ne dedi ki bu?" diye düşündüm. Çoğu zaman hak vermemekle beraber tabii ki "Evet, doğru ha." dediğim yerler de oldu. Hak vermemek, kişisel yaklaşımımdan kaynaklı. Romanın başında başkarakterin yaptıkları karşısında "Ya sen ne kadar salak bir adamsın." demedim değil. Karaktere bir ara o kadar sinir oldum ki, duygusal yoğunluğu karşısında "Senin yazarın hangi burç?" diyerek yazarın doğum tarihine bakarken buldum kendimi. "28 Haziran... Yengeçliğini bu kadar belli etmeseydin keşke." 

Romana sonradan eklenmiş gibi gelen bir karakter vardı: Anna Rosa. Her ne kadar başlarda ismi birkaç defa geçse de romana dahil olduğu bölümlerde "Bu kadın ne alaka ya?" diye sormadım değil. Hikâyeye öyle büyük bir katkısı da olmadı, saçma bir şeyler yaptı ve roman bitti. Yaptığı şeyleri neden yaptığını da anlamadım ki başkarakter de anlamadı ahah. Tabii başkarakterin umurunda mı sebebi, değil. O yüzden biz de öğrenemedik. Dahil olması bir garip, çıkması bir garip karakterdi Anna Rosa. Tek işlevi tanıştırdığı iki adamdı. 

Genel olarak romanı beğendim, bazen karaktere saydırmış olsam da okurken haz aldığımı da reddedemem. Tavsiye eder miyim, ederim. Biraz da siz delirin ahah.

Şimdi, altını çizdiğim yerleri de ekleyerek yazıyı bitirmiş olayım:

Yalnızlık her zaman size dair bir durum değildir, bazen de sizsiz olma halidir. Ve sadece kendinizi bir yabancı gibi hissedebiliyorsanız mümkündür bu. 

Başkalarının gözünde, olduğumu sandığım kişi değil idiysem, ya ben kimdim?

Aynı aynada hem kendimizi hem de bir yabancının bize baktığını göremeyiz, bu imkansız.

Maalesef, ben varım ve siz de varsınız. Maalesef.

"Ben," diyordu dağ, "koskoca bir dağım ve hiçbir yere kıpırdamam."
Demek kımıldamasın, aziz dostum? Şu atlara bağlanmış yük arabalarına bir bak hele. Üzerlerindeki, senden çıkan yük, senin taşın toprağın. Seni arabayla taşıyorlar, dostum. Önceden senin olan yarın, şimdi bir vadinin dibinde. Ve şu evleri görüyor musun? Sarı, kırmızı ve beyaz evleri. İki katlı, üç ve dört katlı. Senin parçalarınla dikilmişler ayağa. 

Gevşediğiniz an, vazgeçtiğiniz andır zaten. 

Asla inkâr edemeyeceğiniz bir hapishanedir hayat.

Evet, gerçekten de her gerçek bir yanılsamadır. 

Birisiyle evlendiyseniz yahut bu da şart değil, bir şekilde hırsızlık yaptıysanız ve işin kötüsü yakalandıysanız, birilerini öldürdüyseniz gerçekleştirdiğiniz eylemin sonuçları sizi sarmalamaya başladığında, nefessiz kaldığınızda, daha da fenası öngöremediğiniz sonuçlarla karşı karşıya kaldığınızda sorumluluğu üstüne yıkacak birilerini ararsınız. Artık nasıl özgür kalabilirsiniz ki?

Kendi yarattığınız kurallar, bu tür dürtülerinizi, belki de hırsız ya da katil bile olmanıza yol açabilecek arzularınızı bastırmanızı sağlar. 

"Kusura bakma da olanı biteni nasıl görmezsin? Kör müsün nesin?" diyeceksiniz. 
Ve yanınızdaki, yok hayır, görmeyecek çünkü siz, sizin gördüğünüzü görmesi gerektiğini düşünürken o başka bir şey görüyor olacak. Ve onun gözündeki kör de siz olacaksınız. 

İşlere çok kafa yoruyordum. Ve inanın ki bir işe çok kafa yorarsanız hiç yol kat edemiyorsunuz. 

Görüyor musun insanları? İnançları için binalar dikmeleri gerekiyor. Hayır, inançlarını içlerinde, kalplerinde hissetmeleri yetmez; inançlarını dışarıdan da görmek, ona dokunmak isterler ve o nedenle binalar inşa ederler.


Yorumlar

  1. Kapağını beğendim rafta görsem alırdım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kırmızı Kedi ve Alfa'nın da baskısı vardı ama ben de kapağı daha çok beğendiğim için bu baskısını aldım. Belirleyici olabiliyor.

      Sil
  2. İnsanın kendisini bulduğunda kaybetmesi...
    Bu beni biraz düşündürdü.
    Galiba kaybetmiyor da yabancı hissediyor diyebilirim. Öyle kendine alışmış ki, birilerinin söylediğ gerçeklerle yüzleşince yabancılık çekiyor insan. Birilerini kızdırırsanız size bütün şecerenizin ahvalini anlatırlar. :) İnsanlar bu sebepten birbirleriyle iyi geçinmeye çalışıyorlar herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendini bulmak, biraz da o yabancılığı kabul etme cesareti gibi. Nezaket dediğimiz şey de aslında herkesin bir diğerinin aynasını saklama sözleşmesi gibi bir şey o zaman. :)

      Sil
  3. "Biraz da siz delirin" eyvallah kardeşim eyvallah 😂 itiraf etmeliyim ki daha YN okumadım 🫠🫣 o yüzden buna geçemem anladığım kadarıyla. Önce üstada selam vermeliyim.

    Maalesef, ben varım ve siz de varsınız. Maalesef.

    Bu alıntıyı çok beğenmekle birlikte, sonrakilerde evlenmekle katil hırsız olmayı aynı kefeye koyduğu yere bayıldım 😂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evlilik de bir cinayet değil midir zaten🎃 Yeraltından Notlar BHB'den daha iyi olduğu için bence ilk bunu okusan daha iyi olur sonra beğenmezsin, basit bulursun😅

      Sil
  4. yeraltından notlar en özel romanlardan, pirandello da babalardan :)

    YanıtlaSil
  5. Yeraltından notlara buhranlı bi dönemimde denk gelmiştim de fena sıkmıştı, kendi iç sesim bitti şimdi de bu başladı hesabı devam edememistim. Bana benim mental yorgunluklarim yetiyor genelde bir de ithal etmeyivereyim aman :D Dosto içini dökmüş rahatlamış resmen onun için hava hoş tabii orası başka :P Acaba ben de mi böyle bir şey yazsam da tüm zehrimi akitsam ohhh ahdhfjsahshd

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahah olabilir neden olmasın 😅 "Yorgunluk/dert ithal etmek" çok hoşuma gitti. Kullanacağım bunu hayatta😅 Teşekkürler🌚

      Sil
    2. Teveccühünüz 🤩 Onore ettiniz hehe 🌷

      Sil

Yorum Gönder